Perşembe, Kasım 09, 2006

çentik

adımla öne çıkan kendi adıyla geriliyor. zaman, olanca fazlalığıyla ihtiyaç.
(gül döken parmakları hecesiz..)
yalın başıyla, ayaksız bir çıplak, durmuyor geride. ilerisi, şimdiye inat.
(gün bilen bahçesi güneşsiz..)

oysa;
"eğer uzun beklenmişse, karşılaşma bir vedadır."*
ve hücre;
delirmiş geçitleriyle bakılan bir şehir rüzgarının uğultusu değil.
ses; taştan duvar değil.
örgü, özgüsüz bir çağrışım değil -birilerinin cebindeki delik sanılan-
değil değil.

o: korkuyorum, sarıl bana.
ben: eğer sana sarılırsam, sirenlerin çalmaya başlar ve çalınan sadece benim güzelliğimle sınırlı kalmaz.
o: sınırların da sen de tıpkı güzelliğin gibi esirine hınç korkuyorsunuz yarılıvermekten. halbuki kasıklarına biriken kanı akıtalı çok oldu.
ben: hiç bir çok, ondan çok olamaz ve bu çoğul kafada (ki tam bir yuvarlak varsayımı saçlarında, kımıldasa rüzgar sanacaksın!) birikmiş insanlar bir kimlik oluşturmaktan aciz.
o:bu acizliğin bedenine etkisi, benim kaslarımın kilo kilo tartılamazlığıyla ters orantılı sanıyordum, yanıldığımı göster!
ben: yanılgı sivrileşmiş kafalar için acizliktir!
o: bana ebenin sözlerini söyleme. yeminli bir arın üstüne uçan kışı yok sayman diken diken tüylerini bir bahçıvan bıçağıyla kesmemi sanırım giyotinleriyle inmiş son bahara tercih etmez.
ben: giyotinin hakkı üçtür!
o: üç hak değil bedeldir!
ben: din ve bilim arasındaki ilişki gibi gelmeni istiyorum bu gece yatağıma.
o: çoraplarımı çıkarırken ben, sırtımı kazıyacak olan tırnaklarını, düğümlerimi çözerken törpülemelisin.
ben: törpü, geçiti farketmez sınırlar kadar acizdir!
o: bana aramızdaki tek aciz giysilerimizmiş gibi geliyor.
ben: çıkarırsak düşer saltanatı sözün!
o: hecelerine ayrılan söz değil de neydi?
ben: bana alkaline pillerle çalınmış bir şarkı söyle!
o: alkaline trio - this could be love.
ben: could be..

* onursal yakupoğlu/aforozmalar - agren-

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yalandan bi ben ölürüm masalları

denizin bütün suyu düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez .