pastel paletini deliyor. kelimeler makas atan tren gibi dilini değişirip beni tanımadığım insanlara salıyor. salıyor, güneşin kuruttuğu an devinimine bin şükür rüzgarlarının akortunu değiştirip insan seslerini bana salıyor. kapının aralanışı, bir dağın ilk adımında bir insan yavrusunun üzerinde açtığı çukura şaşkınlığı gibi bakışımı birilerinin bakışına çeviriyor. dil çevriliyor. ben salınıyorum. kapı aralanıyor. birazdan fısıltısında sesler kulaklarımıza doluşacak. bir arabanın tekerlek izi bana kendi yolumda giderken alev almış saçlarımı hatırlatıyor. (bu dağa tırmanma sel..) parmaklarım rengini karıştırdığı saçlarımdan alıyor. parmaklarım dili karıştırdığı saçlarımda buluyor. aynaya düşen şehvet, hazzı yansıtması bekleneceği sırada görüntüleri gözlerden koparan bir acıya yansıyor. kırılmalar, karın ağrısı gibi ya da bokunu deviren böcekler gibi bir yola gidiyor; bir yol ondan geliyor ve sistem her zamanki bencilliğiyle bütün bunları bana yutturuyor. (ağzıma ne koyuyorlar sel?) çenem düşeli fazla olmadı. musluklar artık umurumda değil. ormanda aradığım yeşil kendinde değil. bu yaz ormanlarında kaç keçi yanacak bir kuşun; düşünmenin sırası değil. sistemin sırası değil. sıranın sırası değil.
kalburu elinden uçacak. hava da uçacak ve hava kendine uçacak diyeceğiz mesela, hava kendine uçtu diyeceğiz sonradan. sonra sonra dilimize yapışacak her şey ve şöyle diyeceğiz, hava da kendine uçarmış. sonrasına baka baka gördüğümüz şu olacak, hava da kendine uçarmış, biliyorum! bilgi diyeceğiz ve kimse bizi susturamayacak. acıyorum.
baykuş artık resim yapmıyor. anka sırtıma diktiği derisini, sırtımdan çaldığı ve birilerinin ısrarla oynadığı (kahretsin, hala daha oynadığı) kum havuzlarındaki olası timsahlara sebep ve ben hiç korkmamlara sebep ve sen pek de korkarsınlara sebep derimden ayıracak. derim çürük çürük bir aynaya düşecek. kum havuzlarındaki kumlar tatil yerlerindeki kumlara özenecek. felaket, burnumuzdan çıkan canımız gibi kendisini kapımda bulacak. bekliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder