önce hep birden tutulduk bir yangına. is gözlerimizde kara bulutlara çağırırken beyazlarımızı ayaklarımıza terliklerimizi taktık da oturduk bir piyanonun başına. "siyahtı" dedik ve biz daha noktamızı koyamadan siyahımıza elleri oynaştı, saat vuruşu yapabilen bir notaya. korularımızla konuştuk ve onlardan hiç bahsetmedik. yağmurlarımızla dokunduk ve yandığımız yerimizden gelen hevesimizle bizleri söndürmelerine izin vermedik. metinler, makaleleler derken 3 melekli bir bacağa tırmandık, seslendik onun meleklerine; kaval, baldır, diz! etimiz kemiğimiz birbirine karıştı. halbu ki ne de zordu saçlarımıza bir şey bağlamak. ne de zor kabuslarda en sevdiklerinden kaçıp uyanmak..
yer yarılacak!
iğne batacak!
vesvese kurbanı haz sele bakıp iç geçirirken, suyunu bir türlü çekmeyen aşklarına son bakışını da aynı anda fırlattığı gibi havalandı uçmaya yatkın yerleriyle. işte böyle de bol açıklamalı cümleler kurarak sobeledi kendini de çocukluğunu kaybettiği saklanbaç duvarlarında. çünkü bir sobe, bir ebenin varlığını gerçekleştiriyordu. çünkü ebelerimiz yürek paralayan bakışlarıyla biz sobeliyordu. yine de piyanoya hazır müziğe açtık. dünya bizi çok sevdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder