Cuma, Mart 24, 2006

içe kıvrılan kişisel döngü

Ses duvarı

“yıkılır, yıkılırsın...”

7 kez bağırdım ismini 7sinde de yoktun öyküsünün sahibi bir adam vardı. En sevmediğim o sevgili iz, çünkü hayal sadece bir hayaldi, derdi. 80ler çaldığında lacivert parlak ceketini savurur oturduğu sandalyeden ayağa yavaşça kendini kaydırarak dans ederdi. 6-7saniye böyle sürer ve hızla yerine otururdu. Hızla 100 almayı bilen gözlüklü öğrencilerden farkı yoktu ne var ki sürrealist...

bağırarak bir çok şey yapılabilir. Ses tellerine dokunamayan bir ırk olarak mesela, geniz yırtılabilir tarafımızca. Bağırtarak da bir çok şey yapılabilir. Kana vahşet diyen doğum izlerimizden gözlerimi ayırarak “vahşet” demek istiyorum. İçindeki ş,v,h ve t nin yan yana gelebilmesinden tahrik olmamak mümkün değil.

Buradan hemen algı duvarına geçebiliriz. Emdiğini yutan yuttuğunu tüküren tükürdüğünü yalayan bir varlık olarak algıdan, pörsümüş martı kanatlarıyla bahsedebiliriz. Öyle bir kanattır ki bu kanının aktığı her bir kanat hareketinde ıslak bir bilgi olarak geri döner bize. Bu kırmızı bilgi, kokusundan çok sesimizin dışa vurulmuş haliyle yani bir nevi dil ile açıklanabilir. Dil her anlamıyla olmasa da birkaç anlamıyla yeniden sahnededir. Onu duvarsız bırakmayacağız. Bir de algı bulup kendisine, duvağında bülbül öttüreceğiz. “Siz hiç dil sıktınız mı? Döküldü mü kanınız bir sıkımlık canda boş leğenlere, üstelik mavi?” (küçük emrah sözlerimi geri alamazken kaşlarımın büründüğü şu yeni hali değiştirmek üzereyim. (...) tamamdır.)

Algı duvarının en sevdiği huyu egosu olan belleği ile istediğini geçirim istediğini geçirmemesidir. Dolayısyla seçici geçirgendir. Bu noktada duvar değil o süzgeç olmuş diyen dili bir başka baharda yine bu sinemada görüşmek üzere uğurluyorum. Sıradakiler sakin olsun, sıra bozulmayacak, tek sorun buymuş gibi...

Gösteri pilotu maharetmiş gibi sunar;

Yığılmışsınız hepiniz üst üste
Bir dalga boyundan çok, tam gerimde
Birikmişsiniz arkamda. Yatay değil dikey bir sıra...

Ses duvarının sel havzasında yeri;

Sıvası düşmüş duvarımızda bir parça nefes sayıklayan arsız bir edebi, kendini duvardan düşürmüş. Sıvalar üzgün, ses yaygın. Bir dalga boyu sesiz.
Gücümüz sağlam, algımız zayıf.

Hiç yorum yok:

denizin bütün suyu düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez .